Global Marka Modelleri

Marka yaratımı ve bir markanın doğuşu, ortaya atılan bir fikir ve girişimcilik duygusunun bütünleşmesiyle ortaya çıkar. Marka yaratılış aşaması ve sonrası, o markayı hep daha ileriye nasıl taşırız sorusunun temelde her daim olması gerekir. Basit bir soru soralım, cevapları tartışmaya açık olacaktır elbet. Neden insanlar Apple ürünlerine dünyanın birçok yerinde bağlı? İsmi var diye mi? Çok mu kaliteli? İhtiyaçlarına cevap mı veriyor; hatta fazlası mı? Statü yükseltmesi, çevrendekiler tarafından sana bakılan bakış açısını iyi anlamda değiştirmesi gibi, ya da ‘En iyisi’ kavramını tam anlamıyla yansıtması gibi mi? Neden birçoğumuz iPhone kullanan ile Samsung telefon kullanan arasında sürekli karşılaştırma durumunda buluyoruz kendimizi? Artık ürünlerin fiyatlarına göre mi belirleniyor kalitesi ya da popülerliği? Peki ya neden en pahalı filtre kahve Starbucks tarafından üretiliyor ve hep de fazlasını satıyor diye bir soru daha sorsak size.. Köklü bir şirket diye mi yoksa üzerinde kendi isminizin yazdığı karton bardağınızın fotoğrafını çekip sosyal medyada paylaşınca gelecek beğeni mi ya da sizi daha konforlu ve mutlu hissettirmesi mi? Ya da gerçekten yeryüzünde yapılan en güzel ve lezzetli filtre kahvesi olması yüzünden mi? Aslına bir markanın doğuşundan ve geçmişinden ziyade günümüzdeki ilerleyişini, yine tüketici belirliyor. Tüketici profilleri günden güne çeşitleniyor, zenginleşiyor da diyebiliriz ama boyut değiştirdiği kesinlikle söylenebilir. Eskiden müşteri nasıl ve neye göre alışveriş yapardı şimdi nasıl yapıyor soruları da marka yaratımı konusunda yol gösterici olmakla birlikte köklü markların ‘Değişime açık olma’ konusunda da başarılı olmaları da bir gerçektir. Tıpkı Vefa Bozacısı’nın filtre kahve üretebiliyor duruma gelmesi gerektiği gibi. Kulağa garip geliyor, ismine, portföyüne, kuruluş amacına aykırı gibi geliyor ama bazı durumlarda da tabuların yıkılması gerekiyor. Aynı isim altında tüketicilerin popülerlik kazandırdığı ürünleri de sunabiliyor olması gerekiyor. Müşteri profilleri incelemesinde, o müşterinin yaş, cinsiyet ve kültür araştırmasına da mutlak olarak girişilmesi gerekmektedir. Ki günümüzde ‘Teenager’ adı verilen bir çağı yaşıyoruz ve kaçınılmaz ki genç jenerasyonun istekleri ve popülerlik kazandırdığı ürünler ile 60 yaş ve üstü jenerasyonunkiler farklıdır. 60 yaşında bir tüketicinin bir kafeye oturduğunda soğuk kış aylarında salep ya da boza talep etmesi ve 20 yaşındaki birinin latte mi mocha mı içsem çelişkisine düşmesi gibi. Daha global bir dünyanın içinde yaşıyor olduğumuz gerçeği elbette ki talepte değişikliklere neden olmaktadır. İşte bu değişikliklere ayak uydurabilmek, popülerliği sürdürmenin kilit noktasıdır.