Bir Bestecinin Günlüğü

Kendim de bir besteci ve söz yazarı olarak bir bestecinin, şarkı yazarlarının gözüne hayatın nasıl göründüğü, onların da nasıl bir pencereden baktıkları konusu üzerinde yoğunlaşacağım bu yazımda. Müzik dediğimiz şey aslında konuştuğumuz anadilimizde bile fonetik olarak var olan, hayatımızın her anında, özellikle de üzüntülü anlarımızda adeta bir dost gibi bize öğüt veren şarkılarıyla yanımızda olan bir sanat dalıdır. Yabancı ve Türk müziği karşılaştırmasında hep karşımıza çıkar şu gerçek; Türk müziğinde sözler müzikten daha önemlidir. Aslında söz ve müzik tıpkı birbirini sımsıkı bağlı iki sevgiliye benzer, ayrıldıklarında iki taraf da yarım kalır, birleştiklerinde ise inanılmaz bir uyum yakalarlar, işte kısaca güzel bir şarkının doğuş hikayesi.

Peki ya hayatımızın sevinçli ya da hüzünlü her anına eşlik eden bu şarkıları yapan ve sizlere şarkıcılar aracılığıyla ulaştıran bu kişiler kimler, hayata nasıl bir pencereden bakıyorlar? Müzik piyasasındaki konumları tartışmasız mutfaktır, yani şarkının doğduğu yerdedirler, şarkının doğuş aşamasında. Her besteci eminim ki kendi şarkısına çocuğuymuş gibi, yeri geldiğinde eleştiren yer geldiğinde başkalarıyla tanıştırarak gelişimini sağlamakta. Bu demek oluyor ki bir şarkı ortaya çıkmaya ilk andan bitiş anına kadar birçok süreçten geçer ama şarkı aranje aşamasına gelene kadar şarkı sahibinin eleğinden defalarca geçer, değişime ve eleştiriye maruz kalır. Netice olarak da aranje ve sonrası aşamalar tamamlanır doğru şarkıcıyla buluşarak doğru bir zamanda, dinleyicisiyle buluşur.

Şarkı yazarlarıyla yapılan röportajlardan ve kendi deneyimlerimden yola çıkarak söyleyebilirim ki şarkı sözü, şarkı üretimi açısından en verimli saatler sabaha karşı, zihnin tertemiz, dinlenmiş ve sessizliğin hakim olduğu sanki tüm şehrin uyuyor ve tüm şehre sahip olma hissinin uyandırdığı gece saatleridir. Kimi şarkılar beş dakika içinde tamamen biter kimi zaman bitmesi ayları hatta yılları alabilir. En önemli nokta içimizdeki birikimdir. Hergün işe gidenler gibi hergün şarkı yazmak için masa başına oturulmaz. Tıpkı şiir ya da roman yazmak gibi, belli bir süre gerektirir birikimin ve deneyimin tamamlanması için. Karşımıza çıka hiç tanımadığımız birinin hikayesi ya da en yakın arkadaşınızın içinde bulunduğu zor bir durum herhangi bir şey size ilham verir ve sizi yazmaya daha doğrusu üretmeye iter. Şarkı yazan insanlar, besteciler etraflarında gelişen olayları, ülkesinde yaşanan olayları ya da okuduğu kitapları içselleştirirler ve bunu kendi kalemlerinde yazarak melodiye dökerler. Kimi zaman bir besteciye ilham veren yine bir başka bestecinin şarkısı olur, ne kadar güzel bir şarkı yapmış ben daha iyisini yapmalıyım edasında bir rekabet içine de girebilir.

Sonuç olarak bestecilerin dünyası tamamen farklıdır, empati yetenekleri gelişmiştir ve yazdıkları şarkıları bir başkasının kılığına girerek yazmayı severler, başarabilenleri de ölümsüz şarkıları üretenlerdir aslında.